|
Haluk Saçaklı
Kanser günümüzde
dünyanın en korkulu hastalığıdır.Bu
hastalığın tedavisinde hala çok sınırlı
başarılar elde edilebiliyor.
Vücudumuz,
milyonlarca hücrenin bir araya
gelmesiyle oluşmaktadır. İnsanın
yaşadığı sürece, vücuttaki bu hücreler
bölünerek çoğalır. Yaşam boyu bu olaylar
hep belirli bir düzen içerisinde
gerçekleşir. İnsanın yapısı, kansere
etki eden faktörlerin başını çeker.
Bazılarının
hücreleri genetik olarak daha dayanıklı
iken, bazı kişilerinki oldukça
dayanıksızdır. Bu kişilerde hücre
çeşitli nedenlerle değişime uğrayarak
büyümeler görülür.
Büyüyen bu
tümörlerin bazıları zararsız, bazıları
oldukça zararlıdır. İyi huylu denilen
tümörler diğer dokulara
yayılmayanlardır.Halbuki kötü huylu
tümörler zamanla diğer doku ve organlara
yayılabilir. Eğer yayıldığı organ insan
yaşamının sürdürülebilmesi açısından çok
önemli ise sonuç ölümle bitebilir.
Nasıl
yayılır?
Kanser sadece
kalıtımsal olarak yayılmaz. Aşırı
sigara, alkol, hava kirliliği, ruhsal
gerginlik, stres, yanlış ve kötü
beslenme, kimyasal maddelerle yakın
temas, hepatit C ve B virüsleri, aşırı
güneş ve röntgen ışınları kanser
oluşumunu hızlandıran olumsuz faktörler
olarak sıralanabilir.
Nasıl
yaşamalı?
Günümüzde en çok
konuşulan konu; kanserden korunabilmek
için nasıl yaşamalıyız sorusudur.
Bilinçli bir yaşam sürmekle sadece
kanserle mücadele etmiş olmuyoruz, diğer
taraftan sağlıklı yaşamın temel
hedeflerini de yakalamış oluyoruz.
Sağlıklı yaşamın
sırrını da açıklayacak olursak,
hepimizin çok iyi bildiği ama uygulamaya
gelince pek de başarılamayan yeterli ve
dengeli beslenmek, düzenli ve bilinçli
egzersiz yaparak iyi bir yaşam
sürmektir.
Dünyadaki kanser
vakalarının yaklaşık 1/3 ünün besinler
ve besin alma şekillerinden
kaynaklandığı düşünülmektedir.
Besinleri
alırken nelere dikkat etmeli:
Doğanın bize
sunduğu tüm besin öğelerinde bir
taraftan kansere sebep olan maddeler
bulunurken, diğer taraftan da kanserden
koruyan özellikleri vardır. Önemli olan
bu dengeyi kurabilmek ve olumsuz
özellikleri yaratabilecek ortamdan
kendimizi uzaklaştırabilmemizdir. Bazı
yiyecekleri pişirirken ve uzun süreli
muhafaza ederken yaptığımız hataları ilk
etapta ortadan kaldırmamız gerekir.
-
Eti uzun süreli ızgara yaparsak
kanserojen maddelerin çıkmasına
neden oluruz.
-
Kızartma şeklinde yapılan
pişirme yöntemleri, ızgara ya da
haşlama yöntemlerine nazaran
kanser riskini artırır.
-
Kullandığımız araçların cinsi de
çok önemlidir. Alüminyum kaplı
ve kalaysız tencereler risk
taşırken, çelik ve çizilmemiş
teflon tavalar riski azaltır.
-
Pişmiş bir yemeğin uzun süreli
oda sıcaklığında kalması,
defalarca aynı tenceredeki
yemeği ısıtmak sağlık açısından
sakıncalıdır.
-
Aşırı şişmanlık kanser oluşumunu
hızlandırır. Şişmanlık
erkeklerde bağırsak ve akciğer,
kadınlar da göğüs, rahim,
yumurtalık kanserinin daha çok
görülmesine neden olur.
-
Ay çiçek, mısır özü ve pamuk
yağları kanser oluşumunu
destekler.
-
Sıvı yağların hidrojenle
doyurulması ile yapılan
margarinler kanser açısından
daha da tehlikelidir.
-
Balık yağında bulunan omega-3
yağ asitleri koruyucudur. Kanser
riski taşıyanlar margarin ve
bitkisel yağları azaltıp balık
yağı, zeytinyağı ve fındık
yağlarına yönelmelidir.
-
Kansere karşı C ve E vitaminli
antioksidanlar mide kanserini,
ağız, yutak ve nefes borusu
kanserlerini; A vitamini akciğer
kanseri riskini azaltırken; E
vitamininin erkeklerde prostat
kanserini; B vitamininin ve
kalsiyumun kalın bağırsak, meme
kanserlerinden koruyucu etkisi
vardır.
-
Sebze ve meyve türlerinden
seçeceklerimizin dışında;
brokoli, lahana, karnabahar,
turp otu, hardal otu, sarımsak,
soğan, portakal, limon,
greyfurt, taze biber ve tüm
yeşil yapraklı sebzeler bolca
tüketilmelidir.
Düzenli yapılan
egzersizler bir yaşam tarzına
dönüştürülürse, kanserden o kadar
uzaklaşmamıza neden olacaktır. Çünkü
fiziksel hareketliliği iyi olan, ayrıca
egzersiz yapanlarda tümör riski azalır.
|
Kahvaltının yararları... |
|
|
|
İnsanoğlunun var oluşundan
bugüne kadar kahvaltının önemi
biliniyordu. Ne yazık ki
şehirlerde yaşayan kesimin
anımsanmayacak şekilde bu
alışkanlıklarını yitirdiklerini
gözlüyoruz.
Nedenini
sorduğumuzda ev ile iş arasının
çok uzak olması, zamana karşı
yarıştıkları şeklinde hiç de
tatmin etmeyen yanıtlarla
karşılaşıyoruz. Halbuki
kahvaltıyı akşam yatmadan önce
on beş dakikalık keyifli bir
çalışmayla hazırlayabilirsiniz.
Niye kahvaltı bu kadar önemli?
Çünkü günün
üç öğününden ilkidir ve vücudu
bir makine olarak kabul edersek
devreye sokulması kahvaltı ile
başlar. Vücut uyurken sürekli
çalışmaya devam eder, gün
içerisinde alınan enerjiyi
sabaha kadar tüketebiliriz. Bu
nedenle gün içinde harcadığımız
enerjinin anahtarı kahvaltıdır.
Kahvaltı;
demir, fosfor, kalsiyum ve
protein açısından gerçek bir
kaynaktır. Uyanır uyanmaz
gereksinim duyulan tüm besinleri
karşılayıp, büyük işler başarmak
için vücudu tümüyle hazır hale
getirir.
Güne
kahvaltısız başlandığında;
yorgun, stresli ve kontrasyon
bozukluklarının yaşandığı
keyifsiz bir gün davet edilir.
Kahvaltı yapılmadığında, saat
10-12 arasında vücuttaki
enerjide büyük bir azalma olur.
Buda kas kasılması, kontrolden
yoksun bir sinir sistemi, baş
dönmesi, açlık duygusu ve
uyuşukluğa neden olur.
Bu
olumsuzluklar öğrencileri daha
da fazla etkiler. Kahvaltı
yapmayan çocuklar ve gençlerde,
diğerlerine göre derslerde
algılama süreçlerinin uzadığı
görülmüştür. Sabah kahvaltısını
aksatan erişkinlerin
serum-kolesterol düzeylerinin
kahvaltı edenlere göre daha
yüksek çıktığı görülmüştür.
Kahvaltısız güne başlayanlarda
bedensel olumsuzluklarının yanı
sıra, ruhsal çöküntülere de
rastlanabilir.
Karnı aç
olan çocuğun canı ne görürse
çeker. Bu da, oburluğa atılan
ilk adım olur. Metabolizmayı %
20-30 civarında hızlandıran
kahvaltıdır.
Kahvaltıyı
azalttığında bir sonraki ana
öğünde metabolizma intikam alır.
Yarın aynı işlerin yine başına
geleceğini çok iyi bilen, hemen
koruma sistemini devreye sokarak
tüm yenilenleri yağa
dönüştürerek depolar. Bir de
öğle yemeği geçiştirildi ise
akşam yemeğinde olumsuzlukların
boyutları da büyür. Çevreye
dikkatlice bakılırsa şişman
insanların çoğunun kahvaltı
yapmadığı gözlenir.
Kahvaltı
sayesinde saat 10:00 -dan
itibaren vücut fonksiyonları
eksiksiz çalışır. Kahvaltıda
alınan besinlerle hücrelerde
azalan kan şekeri dengelenir.
Kahvaltı
müthiş bir enerji kaynağıdır.
Karbonhidratlardan ekmek, mide
bağırsak sisteminin çalışmasını
kolaylaştırır, sindirim sorunu
yaratmaz, açlık duygusunu
bastırır.
Türk
mutfağında kahvaltıda genellikle
B vitamini eksikliği görülür. B1
vitamininin en iyi kaynağı
buğdaydır. Ancak buğday da
temizlenirken % 30 kayıp olur.
Zaman zaman
mısır gevrekleri bu eksikliğin
giderilmesini, yanında tüketilen
süt ve peynir ile
kolaylaştırabilir. B1 vitamini,
besinlerden alınan
karbonhidratın enerjiye
dönüşmesini sağlar. Depresyon ve
zihinsel yorgunluğu engeller.
Kahvaltıda alınması gereken
ürünler...
-
Süt ve ürünleri:
Beyinsel ve
bedensel oluşumun
güçlenmesini sağlar.
Yağ, protein,
karbonhidrat, mineral ve
vitaminden oluşan süt,
her yaşa hitap eder.
Erişkinlerde az yağlı
olanlarının tercih
edilmesi uygundur.
Büyüme çağındaki
çocukların, hamilelerin,
emzirenlerin bu ürünleri
gün içerisinde
belirtilen oranlarda
alması gerekir.
-
Peynir:
Kalsiyum ve B vitamini
yönünden oldukça
zengindir. Günlük peynir
ihtiyacı yaşa ve özel
durumlara göre değişir.
Ortalama 1 ya da 2
kibrit kutusu
ihtiyacımızı karşılar.
-
Yumurta:
İyi bir protein
kaynağıdır. Erişkinler,
haftada 2 kere peynir
yerine 2 adet yumurta,
çocuklar ise gün aşırı
tüketilmelidir.
-
Kahve ya da çay:
Midesi zayıf
veya ülser olanlar,
yüksek tansiyonlu ve
kalp rahatsızlığı
çekenler kafeinden uzak
durmalıdır. Çayın içinde
bulunan 'tanen' kafeine
oranla daha uyarıcıdır.
Ancak bir bardak çayda
bulunan 'tanen' aynı
orandaki kahveye kıyasla
daha azdır. Çay ya çok
açık, veya limonlu
tüketilerek, ya da çok
demlenerek 'tanen'
miktarı düşürülebilir.
Bu madde demir emilimini
zorlaştırır ve
kansızlığa sevk eder.
İdeal kahvaltı
-
Bir bardak oda
sıcaklığında su,
-
bunu C vitamini
ağırlıklı bir porsiyon
meyve ve
-
daha sonra yukarıda
sayılan besin
öğelerinden en az 1
porsiyon peynir,
-
bir bardak süt,
-
4 adet zeytin,
-
1 tatlı kaşığı bal ya da
reçel;
-
2-3 dilim çavdar, kepek
ya da yulaf ekmeği ve
-
bir porsiyon söğüş
domates-salatalık
ile
mükemmel bir kahvaltı yapıp güne
zinde başlanabilir.
|
İnsülin hormonu ve
şişmanlık |
|
|
|
Haluk
Saçaklı
Pankreas tarafından
oluşturulan insülin,
enerji metabolizmasının
ayarlanmasında en önemli
hormondur. Bu hormon
karaciğer aracılığıyla
kana verilir ve tüm
bedende taşınır.
Hücrelerde, kısmen de
karaciğerde yakılır.
İnsülin
hormonunun görevleri
İnsülin, kanda çözünmüş
olan şekerin hücre
zarlarından içeri
girmesini ve glikozun
depolanmasını sağlar.
İnsülin sadece şekerle
değil yağlarla da
ilgilidir. Alınan yağın
yağ hücresine girip
girmeyeceğine o karar
verir. Eğer pankreas
tarafından insülin çok
salgılanırsa, yağ
hücrelerinin etrafındaki
insülinde artış olur. Bu
da daha fazla yağ
depolanmasına neden
olur.
İnsülin doğru zamanda,
doğru miktarda
bulunuyorsa hücrelerin
yıpranmasını önler.
İnsülin şişmanlık, düşük
kan şekeri ve diyabetin
yaşamsal halkası olarak
görülür.
İnsülin:
'Şişmanlatma hormonu'
İnsülini uyaran en
önemli besin ögelerinin
başında hızlı şekerler
denen kötü
karbonhidratlar gelir.
Bu bilinen beyaz rafine
şekerdir. Rafine şeker
içersinde ne vitamin ne
de mineral vardır. Bunun
nedeni ham şekerin
rafine edilirken bütün
mineral değerlerini
kaybetmesidir. Beyaz
şeker organizmaya hiçbir
yarar sağlamaz. Aksine
emilmek ve vücuttan
atılabilmek için
organizmanın içersinde
depolu olan vitamin ve
mineral tuzları
kullanır. Şeker
bağışıklık sistemini
azaltarak insanların
çeşitli enfeksiyon
hastalıklarına
yakalanmasına neden
olur. Aşırı şeker
tüketimi hipoglisemiye
(düşük şeker) neden
olur. Üstelik aşırı
şeker tüketimi beyinde
serotonin eksikliğine de
yol açar.
Rafine şekerden yapılmış
tatlılarda, keklerde,
pastalarda, salata
sosları, bal, reçel ve
kola dahil tüm hazır
meyva sularında hızlı
şekerler vardır. 1 lt.
kolada yaklaşık 20 tane
kesme şeker bulunur.
Alkolün her türlüsünde
bira ve şarap dahil
hızlı şeker vardır.
Bu
hızlı şekerlerin kana
karışması çok çabuk
olur. Yaklaşık 15-20
dakikadır. Halbuki iyi
karbonhidrat dediğimiz
tahıl ,sebze ve
meyvalardaki şekerin
kana karışması 3-4
saattir.
Hızlı şeker tüketilir
tüketilmez kana karışır.
Kanda yükselen şeker,
insülin hormonunun daha
fazla devreye girmesine
neden olur. İnsülin
çoğalınca yükselmiş olan
kan şekeri bir anda
düşer. Bunun sonucunda
da asıl şeker tüketicisi
olan beyin, besinleri
yeterince alamaz.
Böylelikle kişide aşırı
yeme krizi oluşur. Yani
bir çikolata yenilince
kan şekeri yükselir,
geçici bir rahatlama
olur ve düşen kan
şekerine karşılık
yeniden bir çikolata
tüketilir. O zaman
alınan kaloriler hemen
yağ hücrelerinin içine
girer. Yağ hücrelerinin
içerisindeki yağın
artmasıyla beraber
egzersiz anında yağın
çözülmesi de zorlaşır.
Bunun dışında halsizlik,
titreme, baş dönmesi
gibi olumsuz etkenlerle
de karşı karşıya
kalınır.
Neler yapmalı?
-
Alkollü
içeceklerden
mümkün olduğunca
uzak durun.
Çünkü alkol
iştahı açar ve
doyma duygusunu
etkileyerek
beslenme
davranışını
değiştirir.
-
Gün içerisindeki
beslenme
alışkanlıkları
dengeli beslenme
ilkeleri
çerçevesinde
değiştirilmelidir.
Kan şekeri
dalgalanmalarını
önlemek için
sabah kalkınca
bir bardak su
içip bir
porsiyon meyva
yiyerek vücudun
su ve şeker
ihtiyacı
karşılanır.
Sonra kahvaltı
yapılmalıdır.
Kahvaltı
yapmamak
performansın
düşmesine,
sağlığın
bozulmasına ve
şişmanlığa neden
olur. Ana
öğünler asla
geçiştirilmemelidir.
Yoksa atlanan
her öğün sonrası
yenen yemekleri
vücut yağa
çevirir.
İnsülin
salgılanması
-
İnsülin
salgılaması
akşam saat
20.00dan sonra
yemekle birlikte
artış gösterir.
O nedenle akşam
yemeklerini
19.00-20.00
arasında
tüketmeye
çalışın. Kan
şekerinin
düzenlenmesi ve
mide asidinin
ortadan kalkması
için ana
öğünlerin
arasına ara
öğünler
yerleştirin.
Bunlar meyva,
yoğurt ya da 1-2
adet grisini
olabilir. Besin
tüketiminin %
50-60ını teşkil
eden
karbonhidratları
bir bütün olarak
değerlendirecek
olursak, bunun
kötü
karbonhidrat
oranı %15i
geçmemelidir. Bu
da iki kesme
şekerli 4 bardak
çay ve bir şişe
hazır meyva suyu
demektir.
-
Egzersizin
niteliği de çok
önemlidir.
Aerobik
egzersizler
yerine aneorobik
denen yüksek
tempolu egzersiz
yapılmalıdır.
Böylece
metabolizmada
harcanan enerji
ağırlıklı olarak
karbonhidrat
olur.
|
| |
|
|
|
Proteinlerin önemi |
|
|
|
Hücrelerin yapı taşı
olan proteinler,
aminoasitlerin bir araya
gelmesinden
oluşmuşlardır. Bilinen
22 aminoasidin 8 tanesi
vücutta
yapılamadığından, elzem
aminoasit olarak
adlandırılır.
Proteinler kemikten
saça, kandan beyine tüm
dokularda bulunurlar;
dokuların yenilenmesinde
ve onarımında
kullanılırlar. Çeşitli
enzimler, hormonlar ve
salgılar protein
yapısındadır.
Aminoasitlerden bir
kısmı, organizma
tarafından üretilirken,
8 tanesini vücut kendi
kendine sentez
yapamadığı için doğal
besin kaynaklarından
alınması gerekir.
Protein, hücre yapısının
temel organik
maddesidir.
Yetişkinlerin vücut
ağırlığının % 16-18
kadarı proteindir.
Vücuttaki toplam
proteinin % 45i
kaslarda, kalanı diğer
dokulardadır. Protein;
büyüme, gelişme,
sağlıklı yaşama ve zeka
gelişimi gibi insan
hayatıyla ilgili her
türlü olayda rol oynar.
Proteinler besinlerle
alınır, fazla alınırsa
bile vücutta depolanmaz.
Ancak kısa süreli
yetersizliklerde
kullanılabilecek kadar
yedek protein
birikebilir.
Karbonhidrat ve
yağlardan protein
yapılmaz. Vücudun
çalışması için sürekli
protein harcanır.
Besinlerle yeteri kadar
alınmazsa yedek protein
tükendikten sonra,
hücredeki yapısal
proteinler yıkılmaya
başlar ve sağlık
bozulur. Bunun için
günlük protein
ihtiyacının düzenli
karşılanması gerekir.
Dengeli beslenme için,
her yetişkin bayan günde
en az 60 gr.; erkek de
70 gr. olmak üzere,
ağırlıklarına bağlı
olarak kilo başına 0.8
gr. ile 1 gr. protein
almalıdır. Kas
geliştirmek isteyen
sporcularda bu oran kilo
başına 1.5 ile 2 gr.a
kadar çıkar.
Yeterli ve dengeli
beslenmede her öğünde en
az iki porsiyon (60 gr.)
et grubu besinler
tüketilmelidir. İki
porsiyon, günlük protein
tüketimimizin 1/3ünü
oluşturur.
Vücuda giren proteinler
sindirim enzimleriyle,
aminoasitlerle
parçalanır ve emilirler.
Nerelerde
bulunur?
Bütün hayvansal ve
bitkisel yiyeceklerde
protein vardır. Ancak
içerdikleri protein
miktarı ve aminoasit
oranları farklıdır.
Yiyeceklerle alınan
elzem aminoasitlerin
uygun oranlarda
bulunması protein
sindirimini, yani vücut
proteinine dönüşümünü
kolaylaştırır ve
hızlandırır. Genellikle
hayvansal besinlerde
bulunan proteinlerin
aminoasit bileşimleri,
vücut gereksinmesine
uygundur. Bitkisel
proteinlerde bulunan
aminoasitlerden bir veya
iki tanesi ise
gerekenden azdır.
İnsan sütü ve yumurtada
bulunan proteinler,
vücut proteinlerine tam
olarak
dönüşebilmektedir. Bu
nedenle anne sütü ile
beslenen ve vücudu için
yeterli proteini
sağlayan bebeklerde
hiçbir zaman ilk 8-6 ay
protein yetersizliği
görülmez.
Et,
balık, süt ve benzeri
yiyeceklerden alınan
proteinin büyük bir
çoğunluğu da vücutta
proteine dönüşebilir.
Ancak, bitkisel
proteinlerin vücutta
kullanılma oranı,
hayvansal besinlerden
elde edilenlerin
kullanılma oranı kadar
yüksek değildir. Bunun
sebebi ise gerekli bazı
aminoasitlerin bitkisel
besinlerde daha az
bulunması ve bunların
sindirim oranlarının
düşük olmasıdır.
Protein dengesi
Beyin gelişiminin % 90ı
3 yaşına kadar
tamamlanır. Bu dönemdeki
protein yetersizliği
zeka gelişimini olumsuz
yönde etkiler.
Fazla protein alınırsa;
vücutta belirli protein
deposu olmadığından yağa
dönüşerek depo
edilirler. İyi kaliteli
proteinlerden hayvansal
kaynaklı proteinler
tercih edildiğinde
kolesterol oranı
artacağından, ileri
yaşlarda kalp damar
hastalıklarına yakalanma
riski artabilir.
Yetersiz protein
alınırsa; vücut kendi
hücrelerini kullanır.
Büyüme yavaşlar, ağırlık
kaybı görülür.
Hastalıklara yakalanma
oranı artar, iyileşme
süreci uzar ve kansızlık
oluşur.
Proteinler, yeterli ve
dengeli alındığında;
büyüme ve gelişmeyi
sağlar. Doku onarımı ve
yapımında, hemoglobin,
enzim ve hormonların
yapımında, vücudu dıştan
gelen mikroplara karşı
savunmada rol oynar.
Günlük protein
tüketiminde hayvansal ve
bitkisel kaynaklar
eşdeğer olmalıdır.
Hayvansal protein
tüketmeyenlerde;
protein, demir,
kalsiyum, B12 ve D
vitaminleri yetersizdir.
|
|
|